Kadınlar ne söyler erkekler ne anlar

Kadınların dilinden bir türlü anlamayan erkekler için kadın anlaşılması zor olan özelliğini koruyor.

Oysa bir kadının söylediği sözler kalbinden geçenleri direkt olarak anlatmasa da hal ve hareketleri kadını  ele verir. Bir kadının erkeğinden beklentisi öyle çok anlaşılmaz zor şeyler değildir. Kadın her zaman kendini her koşulda koruyacak bir liman arar. Başı her sıkıştığında kollarında rahatlayabileceği erkeği bulan kadınların diğer kadınlara göre daha mutlu olduğu her halinden belli olur.

Erkek gibi erkek olan fakat kadınına süt dökmüş aslan gibi davranan erkekler ile maçolukta sınır tanımayan kadınını anlamamakta direnen erkeler arasında  dağlar kadar fark vardır.

Sanıldığının aksine kadın cebi dolu , para hesabı yapmayan erkek değil onun özgürlüklerini kısıtlamadan her an yanında hissi veren, gönlü zengin erkek arar. Öyleyse zengin erkekler neden hep çıtırları kapıyor diyeceksiniz. Çünkü bazı kadınların zengin sevdiği, bazı kadınların güce taptığı doğrudur fakat bu ilişkiler her zaman kısa sürmeye mahkumdur. Kadın dilinden anlamayan erkeğin cebi bir yere kadar idare eder.

Kadın bir erkeğe aramızda yaş farkı olmasaydı seni severdim dediğimde erkek bunu nasıl anlar? Bir kısım erkek ah daha genç olsaydım derken, bir kısmı da  babası yaşındaki kıza sarktığı için pişman olur.

Çıkma teklifinde bulunduğunuz kız size işlerim çok yoğun hiç vaktim yok derken, sizi beğenmediğini üstü kapalı bir şekilde kalp kırmadan söylemeye çalışıyor demektir. Çünkü kadının sevdiği erkeğe ayıracak vakti her zaman vardır.

Aynı şekilde erkeklerin de karşısındaki kırmamak için kıvırdığı cümleler vardır;

erkek ne söyler: “seni üzmek istemiyorum!”

anlamamız gereken, seni asla üzmek istemesem de üzeceğim ve bunun sorumluluğunu da almayacağım. seni ve ilişkimizi nasıl etkileyeceğini düşünmeden hareket ediyorum çünkü sadece kendimi düşünüyorum. sonuçlarının ne olacağını umursamadan şu an ne elde edebilirim ona bakıyorum. seni neyin üzdüğünü, neyin sana acı verdiğini anlamıyorum o yüzden bu davranışlarıma devam edeceğim.

Peki biz ne anlarız, beni üzmek istemiyor çünkü beni önemsiyor. beni üzse de bunu istemeden yapacağı için onu affedeceğim.

Erkeklerin marstan kadınların venüsten geldiği dünyamızda yüzyıllardır bir türlü aynı noktada birleşip anlaşamayan kadın ve erkek konusu daha çok su götürür. Kadınların en iyi anlaştığı canlılar kedilerden sonra yine kadınlardır. Hatta trans kadınların yani travestilerin kadınlık algıları daha fazla geliştiğinden bir kadını en iyi anlayan kişilerin onlar olduğunu söyleyebiliriz.

Öylesine düz mantığa sahiptir ki bizim erkeklerimiz öylesine kolaydırlar ki kadınların onlara pabucu ters giydirmeleri bu sebepten de gayet normaldir. Erkekler olanı söyler kadınlar ise olmuş olan, o an olanı ve ne olacağını anlar. Kadınların anlama yeteneğinin erkeklerden daha gelişmiş olmasını ise sadece yaradılış diye tanımlarız. Kısacası kadının sezgileriyle yarışamayan erkekler her zaman kadınların bir adım gerisinde kalmak zorundadır.

Fashion Week

İlkbahar-Yaz moda haftası çeşitli defilelerle başladı. Bu yıl defileye Türk mankenler damga vurdu.

Bu sefer ki damga mankenlerin güzelliği değil yabancı mankenler ile aralarında yaşanan gerginlik oldu. Moda tasarımcılarının yerli mankenler yerine yabancı mankenleri seçmesi sonucu moda haftasında gerginlik ve kriz yaşandı.

Dünyada moda haftasının tarihini merak edenler için bu yazıyı kaleme almak istedim. Buyrun okuyun;

Tarihteki ilk moda haftasının, 1943 yılında New York’ta yapıldığını biliyor muydunuz? Fransa’nın moda üzerindeki hakimiyetine son vermek ve bu etkiyi azaltmak için yapılan New York Moda Haftası, 2. Dünya Savaşı dönemine rastlıyor. Londra Moda Haftası ise 25’inci yılını kutluyor. Bir moda endüstrisi etkinliği olarak dünya gündeminde kendine sağlam bir yer edinen moda haftaları, adından anlaşıldığı üzere yaklaşık bir hafta sürüyor. Moda evleri, tasarımcılar ve markaların ev sahipliğinde gerçekleşen defilelerin asıl amacı, satın almayı gerçekleştirecek olan firma veya kişilere bir sonraki sezonun koleksiyonlarını ve trendleri sergilemek. Ama en önemlisi moda endüstrisinin ‘in’ ve ‘out’larını belirliyor olması. Dünyanın en önemli moda haftaları, sırasıyla New York, Londra, Milano ve Paris’te gerçekleşiyor. Ocak ve mart ayları arasında sonbahar – kış koleksiyonlarının sergilendiği moda haftaları, eylül ve kasım ayları arasında ise ilkbahar – yaz koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor. Moda dünyasının bu dört önemli başkenti, tüm dünyanın dikkatle ve büyük merakla takip ettiği moda haftaları boyunca moda severlerin radarında oluyor. Defilelerde firmalar koleksiyonlarına ekleyecekleri parçaları dikkatle seçerken, moda tutkunları ise son trendlerin heyecanı içinde defilelere akın ediyor ya da soluğu internetin başında alıyor.

Uzun boylu oluşları ve ince fizikleriyle travesti kadınların mankenlikte yükselişi sürerken Bazı mankenler aslında trans bireyler olduklarını açıklıyor.

Dünyada en önemli markaların dahi kullandığı trans mankenlerin Türkiye’de ilk defilesi ise 21 Kasım 2014 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek,  defilede 45 trans kadın manken görev alacak ve Trans Kraliçesi Yankı Bayramoğlu baş manken olarak podyuma çıkacak.

Trans kadınların kendi tasarladıkları kıyafetlerle podyuma çıkacağı defilenin geliri trans misafirhanesine gidecek. Defileye Ankara Pembe Hayat LGBTİ, İstanbul LGBTİ, İstanbul Hevi LGBTİ, Antalya Pembe Caretta LGBTİ, Mersin 7 Renk LGBTİ, İzmir Siyah Pembe Üçgen LGBTİ ve Radio Gabile defileyi destekleyen kurumlar arasında yer aldı.

 

Yeryüzünde cennet

İnsanoğlu bir yaradanın olduğu gerçeğini kabul ettiği günden beri cennet ve cehennem inancına da sahip olmuştur.
Bu dünyada yapılan iyilik ve kötülüklerin toplamının bizi hangi yöne sevk edeceğini bilerek cennet hayali kurarız. oysa bu dünyada cenneti bulanlar zaten öbür dünya da yerlerini hazırlamaktadırlar. İnsanın insanı sevmesi, güzel ahlaklı olması, bilerek ve isteyerek hiç bir canlıya zarar vermemesi gibi üstün özellikler hayatımızı mutluluk ve huzur içinde geçirmemizin ilk kuralıdır.
Aile içinde huzuru yakalamış, başkalarının malına göz dikmeyen, aza kanaat etmeyi bilen insanlara cenneti sorduğunuzda benim cennetim evimin kapısının önünde cevabını verirler.
Gerçektende yaradanın insanlara bahşettiği güzel huylar sayesinde bu dünyada cenneti yaşamak mümkündür. Bir insanın başka bir insanı sevmesi onunla mutlu bir hayat kurması ve mutluluğun çocuk ile taçlandırılmasından daha güzel ne olabilir? Hele bir de sağlığımız yerinde ise bizden daha mutlu kimse olamaz.
Cennet anaların ayakları altındadır diyen hadis_ i şerif annelerimize sayğı duymamızı gerektirir. Çünkü anneler daha rahimlerine düştüğümüz ilk andan itibaren bizler için pek çok fedakarlık yaparlar. Bu dünyada hiç bir insanın diğerine yapamayacağı kadar güzelliği sadece bizim için yapan annelerimizin kucağı bu dünyada ki cennetimizdir.
Cebinde parası olmadığı için dünyanın güzel yerlerini gezemeyen bir kişi cennet bu dünyada ama ben göremiyorum diye düşünebilir oysa yağmur sonrası sokağa çıkıp, sadece havadaki kokuyu alsa, etraftaki ağaçlara, çiçeklere, böceklere baksa cennet için o kadar uzaklara gitmesi gerekmediğini anlayacak, maalesef doyumsuz insanlar etraflarındaki güzellikleri farketmek yerine eksikliklerle dövünmeyi marifet sayarlar.
Neden daha güzel değilim, neden çok param yok, neden sevilmiyorum diye sürekli negatif düşüncelere sahip olan kişilerin bu dünyada cenneti görmek için gözleri kapalıdır. Kalplerini mühürleyen bu körlük ne olursa olsun onları öbür dünyada da cennetten uzaklaştıracaktır.
Dünyaya geliş amacımızın daha zengin olmak değil, yaradanın farkına varmak olması gerektiğini anlayan birbirini seven insanlar, bu dünyada kimseyi hor görmeden yaşamanın kardeşlik duygusunun önemini vurgulamaktadırlar.
İçimizde yaradılış gereği bize benzemeyen farklılıklar elbette vardır var olmaya da devam edecektir. Bazılarımız eşcinsel, travesti ,bazılarımız engelli, bazılarımız ise akıldan yoksun bir şekilde dünyaya gelsekte özünde her kesin eşit olduğu gerçeği unutulmamalıdır.
Altlarından ırmaklar akan, sonsuz mutluluk vaad eden cennet insan gibi insan olduğumuz sürece her zaman adımımızı attığımız yerde olacaktır.

 

Trans Bireyler Devletten destek bekliyor

Cinsel kimlikleri yüzünden ülkemizde iş bulamayan çalıştıkları iş yerlerinden atılan travestiler devletten destek bekliyorlar.

Hayata başladıkları andan itibaren dışlanma, horlanma, yok sayılmaya mahkum edilen travesti ve eşcinseller yaşamak için fuhuş yapmaya zorlanıyorlar. Oysa sadece ekmek parası için bu işi yapmak zorunda bırakılan pek çok travesti bunun kendi tercihleri olmadığından yakınıyorlar.  Daha fazla para ya da zevk için bu işin yapılamayacağını belirten travestiler eğer bizlere devlet maaş bağlarsa bu işden vazgeçecek çok kişi var dediler.

Devletin daha önce AİDS hastası olan bir travestiye seks yapmaması maaş bağladığını ve hastalığının tedavisi için her türlü yardımı yaptığını belirten travesti arkadaşları bizler de bu imkandan yararlanmalıyız diyorlar.

Bir çok travestinin üniversite mezunu ve yabancı dil konusunda iyi olmasına rağmen iş bulamaması yapılan ayrımcılıklar canlarına tak ettirdi. Bursalı travesti  Esra’ya gösterilen devlet ilgisinden çok memnun olduklarını söylerken, devlet fakir ailelere sosyal yardımlar yapıyor fakat bizler de karnımızı doyuramadığımız halde yardım yapılmıyor derken gözlerinden yaşlar akan trans bireyler tek istediklerinin iş, ekmek,  özgürlük olduğunu vurgulamak için yürüyüş düzenlediler.

Sokak ortasında şiddete uğrayan, en yakınları tarafından taciz edilen ve kurşunlara hedef olan travestiler parası olan ünlü zenginleri herkesin kabullendiğinden kendilerini kabul etmediklerinden şikayet ediyorlar.

Bülent Ersoy’un rahmetli Zeki Müren’in el üstünde tutulması toplumda karşılık görmesi çok güzel bir olaydır ama sırf biz ünlü değiliz onlar gibi paramız yok diye dışlanmamız doğru değil diyerek feryat ederek seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

Türkiye’de pek çok dernek LGBT’’lilerin sorunlarının bir an önce çözülmesi için çabalıyor. Bu derneklere destek vermek bir insanlık görevidir.

Kadın olmak

Dünyaya bir kız çocuğu olarak gelmek bizim verdiğimiz bir karar değildir. Doğduktan  sonra nerede ve nasıl büyüyeceğimize de biz değil kader karar verir.

Zengin bir aile ya da mutlu bir aile, ya her şeyden yoksun bir hayat ya da varlık içinde büyümek her zaman bizim dışımızda gelişen olaylardır. Ancak kendi kararlarımızı verme yaşımıza geldiğimizde ipler bizim elime geçer.

Dediğim gibi kendimizin karar vermediği bir hayatı yaşamak zorundayız. Hele bir de  kadın olarak sorumluluklar almaya başladığımızda hayat daha da zorlaşır. Erkeklerin aksine kadınlar ince düşünce sahibi narin canlılardır. Sokakta bulduğu bir kediye bile sahip çıkan kadınlar, bir çocuk sahibi olmak için bedenindeki değişime ve acıya razı olurlar. Dünyada hiçbir erkek bir kadının doğum öncesi ve sonrası çektiği bir acıyla savaşamaz.

Kadın olmak demek hayatındaki herkesin sorumluluğunu almak demektir aynı zamanda, çocuğunun bütün bakımını üstlenirsin, evin bütün işi sırtındadır evde herkesten önce yataktan kalkıp kahvaltı hazırlamak, çalışıyor olsan bile herkesi elinle evden uğurlamak zorundasındır hatta kaybolan çorapların yerini de sen bilmelisin. Temiz bir ev halkı, karnı tok bir ev halkı ütülü gömlekler temizlenmiş odalar ve üstünde sıcak yemek kokan bir ocaktan sen sorumlusundur.

Bazen yaptıkların için bir teşekkür bile almazsın yine de aynı şeyleri bıkmadan usanmadan yapıp, süper kahraman gibi çalışırsın.

Hayatı planlamadan yaşadığın bir an bile yoktur, sabah şu saatte kalk, akşam şunu yapmadan uyuma, herkesi memnun et, kısacası saçını süpürge etmek deyimi kadınlar için kullanılan tam da yerinde söylenmiş bir deyimdir.

Yaptığın bunca şeyden sonra aldığın ödül ise çocuklarının gözündeki sevgidir. Ah bu ev halkı sen olmasan ne yapardı?

Kadınların bu kadar önemli olduğu bir dünyada şiddete ve aşağılanmaya en çok maruz kalan, kıskançlık yüzünden sokak orasında dövülen, vurulan, tekmelenen, aşağılanan ve ana avrat küfür edilen de kadınlar değil mi? Analarımıza verdiğimiz kıymeti eşlerimize vermeyiz çoğu zaman, kız kardeşimize yapılmasını istemediğimiz her şeyi başkalarının kızlarına yapmaktan geri de durmayız.

Kız çocuklarımızı dizlerimizde severken, evlendikten sonra sahip çıkmayız.  Sırf bu dünyaya  kadın hormonları ile geldiği için travesti olmayı seçmiş kadınlarımıza yaptıklarımız ise affedilir cinsten değil, çalıştığı işi alırız elinden, oturduğu evi boşalttırırız,  sokakta özgürce gezmesine bile tahammül edemeyiz.

Sanki travestiler bu dünyadan değilmiş gibi bakarız onlara oysa herkes bilir aynı atadan geldiğini, tıpkı kadınlarımız gibi göz ardı ederiz onları da dünyaya nasıl  ve nerede geldiğimizin ne önemi var nerde olursak olalım dünyayı herkes için yaşanabilir kılmak bizim elimizdedir.

 

Hayat bazen tatlıdır

Uzun otobüs yolculuklarından oldum olası haz etmem.  Uzayan yollar hiç bitmeyecek gibi görünen asfalt beni bunalttığında sığındığım tek şey mp3’ üm olur. Hele güzel bir arşivim varsa yolun büyük bir bölümünü atlattım sayarım.

Karışık şarkılardan oluşan albümün ilk şarkısı Aşık Veysel’den uzun ince bir yoldayım ile başlar,sanat müziğinin ölümsüz eserlerinden devam ederken ben hülyalara dalar geçmişimi, bugünümü düşünürüm. Yaşadığım yıllar boyunca yaptığım hatalar, güzel anlarım, çelişkilerim,kararlarım film şeridi gibi önümden geçer. Bazen dinlediğim şarkıda kaybolur, bazen şarkıyla kendime gelirim.

Hayat bazen tatlıdır, sevenler kanatlıdır parçası başladığında kendi kendime sen hayatının en tatlı kısmı neresiydi diye sordum. Pek çok insan gibi çocukluk yıllarımda yaşadıklarımın ağzıma şeker tadı bıraktığını anımsadım.

Çocukluk insanın sorumluluk almadan çoğunlukla sonunu düşünmeden yaptığı eylemlerle doludur. Onu bu kadar tatlı kılan da bu olsa gerek. Başınız her sıkıştığında evinizin sıcak atmosferinde sorunlarınızı unutur gideriz. Anne baba şefkati bir de kardeşleriniz varsa onlarla geçirilen hoş zamanlar size küçük sıkıntılarınızı unutturur. Zaten bir çocuğun en büyük sıkıntısı ne olabilir ki, arkadaşıyla paylaşamadığı bir oyuncak ya da karar veremedikleri için oynamadıkları bir oyun.

Çocukluk yılarını ailesiyle geçirmiş biri için en tatlı anlar dediğimiz bu yıllar ailesini kaybetmiş yetiştirme yurtlarında soğuk odalarda büyümüş kimsesiz bir çocuk için acı hatıralar olarak hatırlansa da  onlara uzatılan devletin sıcak eli önlerine sunulan fırsatlarla özellikle sivil toplum kuruluşlarının çabası sayesinde kimsesizliklerini terk edilmişliklerini, dünyanın kötü yanlarını unutmalarını sağlayacak bambaşka bir dünyanın kapısını açar.

Yetiştirme yurdunda büyüyen bir genç kız yaşadığı sorunları anlatırken göz yaşlarını tutamıyordu. 18 yaşına geldiğinde ayrılmak zorunda kaldığı bu yurtlara ne olur beni geri alın çağrısı yaparken, devlete duyduğu minneti dile getiriyor. Gerçek hayatın acımasız yüzüyle tanıştığında yıkıldığını anlatıyordu.

Bu sorun ailesi ile birlikte yaşayan fakat belli bir yaştan sonra evinden ayrı kalan tüm gençlerimiz için sorun teşkil etmektedir. Cinsel istismar maalesef hemen hemen herkesin hayatının bir döneminde karşılaştığı ve utançla hatırlayacağı bir dönemdir. Kadınların bir işyerinde çalışırken patronları ve erkek çalışanlar tarafından tacize uğraması günümüzde normal kabul edilmektedir. Erkeklerin de bazen tacize uğradığı iddiasını gazete manşetlerinde okumuşsunuzdur.

Hiç kimsenin yaşamaması gereken bu durumu eşcinsel, travesti, çift cinsiyetli olan gençlerimiz sürekli yaşamakta cinsel tacizin boyutları bazen tecavüze kadar uzamaktadır. Toplum tarafından 2. Sınıf insan muamelesi gören sorunları göz ardı edilen bu kardeşlerimiz de tıpkı kimsesiz çocuklar gibi yaşadıklarını içlerine atmakta kimseden yardım alamamaktadır.

Hayatın tatlı yönlerini sorduğunuzda cevap veremeyen bu kardeşlerimizin müzik arşivi arabesk parçalarla doludur. Kendi hayatlarına saygı gösterilmesinden başka bir talepleri olmayan bu kardeşlerimizin işyerinde tacize uğrayan kadın ve erkekler, ensest ilişkiye zorlanan bizim çocuklarımızdan ne farkı var. Onlara yardım etmek hayatlarında hatırlayacakları tatlı anları oluşturmak için el ele verip çalışmalıyız.  Yolculuğumun ikinci bölümünde dinlediğim şarkıda dediği gibi insanlar el ele tutuşsa birlik olsa, hayat bayram olsa….

Saygı Duymak

Bazen ağzımızdan çıkan kelimeleri kulağımız duymaz. Sevdiklerimizin kalbini yok yere kırarız. Bazen de bile isteye karşımızdaki üzecek sözleri bulup söyleriz. Oysa kırılan kalbin tamiri sanıldığı kadar kolay değildir. Birkaç tatlı söz yılanı deliğinden çıkarabilir fakat kırılan kalbi tamir etmeye yetmez. Bu travesti içinde geçerlidir.

Hayatımız boyunca kendimize edindiğimiz dostlarımız gibi düşmanlarımız da vardır. Zayıf yönlerimizi ortaya çıkarmamızı bekleyen düşmanlarımız öyle iyi gizlenirler ki, çoğu zaman onların düşmanımız olduğunu fark etmeyiz.

Lafı gediğine koymak deyimini oldum olası sevmem, patavatsız ve hırpani gelir bana, söz o kadar değerlidir ki nerede, kime ne söylediğimizi her zaman tartmalıyız. Aklımızdan geçirdiğimiz her cümleyi karşımızdakine öylece söyleyiverirsek kırdığımız kalplerin haddi hesabı olmaz. İnsanın en güvenli limanı her zaman ailesidir, ailemizin içindeki fertlere davranışlarımızda ve konuşmalarımızda özen göstermeliyiz. Çocuklarımız kendilerine biz büyüklerini örnek aldıklarından özellikle onların yanında küfür içeren, kırıcı sözleri birbirimize kullanmamalıyız.

Evliliğin temeli sevgi sanılır oysa evliliğin gerçek dayanağı saygıdır. Eskiden yapılan görücü usulü evliliklerde boşanmaların az olmasının nedeni çiftlerin birbirine duydukları saygıdan kaynaklanmaktadır.

Şimdi etrafımızdaki  evliliklerin pek çoğu aşkla inşa edildiği halde ömürleri çok uzun olamıyor. Ailede herkesin görevi bellidir, anne dişi kuş olarak yuvayı hayatta tutan kişidir. Baba ise evin direğidir, Otoriter olmak yerine saygılı olmayı denersek her şeyin yoluna girdiğini görürüz. Çocuklarımıza öğretmemiz gereken en önemli kavram da karşısındaki kişi düşmanı bile olsa saygılı davranması gerektiğidir.

En küçük toplum birimi olarak kabul edilen ailede öğrenilen davranış biçimleri yaşamımızı şekillendirip, nasıl bir insan olacağımıza karar verir. Toplumlar bu küçük ailelerin birleşmesiyle oluştuğuna göre birbirine saygılı, ölçülü insanlar olmanın temeli ailede atılır.

İnsanları sınıfsal ayrıma tutmak, engelli ile engelsiz insan arasında ayrım yapmak kadar yanlıştır. Birbirimizi sevip saymak için insan olduğumuzu unutmamalıyız.

Beni en çok üzen ise kardeş olduğumuzu unutup yaptığımız hatalardır, Bazılarımız çirkin, bazılarımız güzel yaratılmış olabilir. Bazıları akıllı, bazıları daha az akıllı da olabilir; erkeğin kadından, çocuğun, yaşlıdan, travestinin, lezbiyenden farklı olmadığı bir dünya için tek yapmamız gereken birbirimize saygı duymaktır. Karşımızdakinin kalbini boş yere kırmak, olmadık sözlerle onları incitmek bizi insan olmaktan uzaklaştırır.

insanlık dramı

Televizyonlarda, gazetelerde evini yurdunu terk eden insanları gördükçe kanım donuyor. Küçücük çocukların aç, susuz ayakları çıplak bir şekilde yaşamak uğruna vatanlarını terk etmeleri  karşısında söylenecek söz bulamıyorum.

Dünyanın bir kısmında insanlar sefalet içinde yaşarken, bolluk içinde umursamazca yaşayan insanların, yaşanan dram karşısında sessiz kalmaları, insanlık öldü mü? Dedirtiyor.

Afrika kıtasında açlıktan ölen bebekler, bir parça ekmeğe muhtaçken biz sofralarımızda yiyemeyeceğimiz kadar yemekleri tabaklarımıza doldurmaya devam ediyoruz. Her gün ihtiyacımızdan fazla ekmek alıp çöpe atarken, kapımızdaki hayvanları bile düşünmeden yaşamaya çalışmak içimi acıtıyor. Oysa dünyada bulunan gıda, insanlığın hepsine eşit bölüştürülse, hiç kimse aç kalmaz.

Hep bana, hep bana diyen insanların bir gün aç kalması, belki de açlığı öğrenmesi için yeterli olur. Ne demişler tok, açın halinden anlamaz. Dünyaya hükmeden büyük güçlerin tek derdi daha çok para kazanmak , madenlere  sahip olmak , güçsüzleri güçlülere yem yapmak. Ölen çocuklar haberlerde sadece rakamla ifade edilirken hepsinin insan evladı olduğu bu dünyada yaşama hakkı olduğu unutuluyor.

Bazen Lidya’lıların parayı bulduğu güne lanet etmek istiyorum. Paranın satın alma gücü her geçen gün artarken vicdanın parayla satın alınamayacağı gerçeğini unutuyoruz. Parayı araç olmaktan çıkarıp amaç haline getiren yeni  dünya  düzeninde paran kadar konuş diyenler, ellerini vicdanlarına koyup düşünebilseler, yaşanan dramlar karşısında çaresiz olduklarını söyleyeceklerdir.

Oysa hayatı bu kadar acımasız yapan düzeni bizler kurmadık mı? Bu düzeni yıkacak olanlarda biz insanlarız. Komşumuzdan başlayarak hayatı anlamaya çalışmaya başlayabiliriz. Bizim inandığımız din komşusu açken tok yatan bizden değildir derken, dünyanın yarısı açlıkla boğuşurken buna seyirci kalamayız.

Dünyanın her yerinde çığ gibi büyüyen sivil toplum kuruluşlarına üye olarak, elimizden geldiğince çaresiz insanlara çare olmalıyız. Somali’ye yardım kampanyası düzenlendiğinde vereceğimiz 5 TL, bir çocuğun bir gün daha yaşamasına olanak sağlıyorsa, her gün onlar için bütçemizden ayıracağımız 1 TL ile kaç çocuğun hayatı kurtulur düşünün.

Bizim için önemsiz olan bu paralar insanlığın kurtuluşu için hayırlı olacaktır.  Kendi içimizde didişmeyi bırakıp, insanlık için çalışmak herkesin görevi olmalıdır.  İğneyi kendimize batırdıktan sonra çuvaldızı başkasına batırırsak, etrafımızda gördüğümüz bizden farklı insanları sırf cinsiyet ayrımı yaparak dışlamayız. Yapılan araştırmalar Trans bireylerin daha vicdanlı, daha hassas olduklarını kanıtlamışken, travesti diye içimizde barındıramadığımız bu insanları anlamaya çalışsak dünyayı kurtarmak için en büyük adımı atmış oluruz. Bu sadece travesti için verilmiş bir örnek, tüm azınlıkları anlasak da olur.

 

 

Futbol Aşkı Bambaşka

Çocukluğumdan beri spor denildiğinde aklıma ilk gelen şey futbol olmuştur.

Babamla her hafta sonu gittiğimiz maçlarda stadyum önünde uzun kuyruklarda bekler stada girdiğimizde ise deli gibi tezahürat yapardık. Ailem koyu bir Fenerbahçe taraftarı olduğu için üzerimde her zaman annemin pazardan aldığı sarı- lacivert bir forma olurdu.

Koca koca adamlar bir topun peşinde koşan 22 adama bazen küfürler yağdırır bazen de övgüler yağdırırdı. Açıkca söylemem gerekirse benim bu sahada olmamın tek sebebi babamı mutlu etmekti. Yoksa futbol maçları benim için saçmalıktan ibaretti.

Anlam veremediğim ise seyrettiğimiz maçı bütün gece anlatan programları tekrar tekrar izlemek zorunda kalmamdı. Babamın benim aslan oğlum, küçük kanaryam sözleri olmasa maça gitmek istemediğimi söylemem daha kolay olacaktı.

Ergenlik dönemine girdiğim yıllarda bazen bir bahane bulur maçtan yırtmaya çalışırdım fakat nafile uğraşlarım hiçbir işe yaramaz ve kendimi yine o küfürbaz adamlarla maç izlerken bulurdum.

Bir gün annemin bey yeter artık bu çocuğu maça götürdüğün bırak biraz da bana ev işlerinde yardım etsin dediğinde babam köpürmüş, ateş çıkan gözleriyle o bir erkek çocuğu ne işi var ev işleriyle diye bağırarak annemi azarlamıştı. Evet doğuştan bir erkek çocuğu olduğum doğruydu ama ben annemle vakit geçirmekten her zaman zevk almışımdır. Kadınlarla günlere gitmek, yemek tarifleri almak, dedikodu yapmak hatta mahallemize ara sıra gelen kadınlar matinesi en sevdiğim uğraşlardandı.

Babamın gözüne girmek kaygısıyla erkek olmaya çalışmam boşuna bir uğraştı çünkü ben her zaman kendimi bir kız çocuğu saflığıyla seven annemin sesine aşıktım. Okul yıllarımda arkadaşlarımın kızlardan oluşması babamın bizim oğlan çapkın olacak demesine neden olurken annem durumumu çoktan kavramıştı.

Çift cinsiyetle doğan her çocuk gibi benim de içimde fırtınalar koparken etrafa belli etmeme çabası her geçen gün zorlaşıyor, tercihim düpedüz ortaya çıkıyordu.  Babamın zamanla benden uzaklaşmasına yol açan bu durumum karşısında çaresizdim.

Beyoğlu sokaklarında gezerken tanıştığım bir arkadaş aman boş ver, hayatı seni etkileyen faktörleri takma, sen hangi cinsiyetle gezmek istiyorsan o  ol, hayat senin hayatın dediğinde kendime bir söz verdim.  Evde kimsenin olmadığı bir saatte eşyalarımı topladım, yanıma aldığım eşyalar arasında eski cinsiyetimi bana hatırlatacak olan sadece artık solmaya yüz tutmuş Galatasaray formamdı, onu geride bırakmak içimden gelmemişti.

Ben artık bir travestiyim, şimdi benim gibi travesti olan 4 arkadaşla birlikte bir evde yaşıyoruz.  Bazen televizyonda bir Fenerbahçe maçını soluk formam kucağımda izlerken babamın bakışlarını ve benim aslan oğlum diyen sözlerini  duyuyorum .  Arkadaşlarım bu halime bir anlam veremese de ben içimde kaybettiğim babamın hatırasını yaşatıyorum. İlk golle birlikte ayakta bas bas bağırıyorum, Futbol aşkı bambaşka…

Evcil Hayvanlar

Sokakta insanların arasında gezen sayısız evcil hayvanla karşılaşırız. Bunlardan bazıları sizden kaçarken özellikle kediler gelip ayağınıza sürtünür. Kedilerin sevilme içgüdüsü onların insanlara daha yakın olmasına neden olurken kuşların yanına yaklaştığınızda hemen uçarlar.

İnsanlara en yakın hayvanların köpekler olduğu bilinen bir gerçektir. Bir köpek sahibine koşulsuz biat eder. Köpeklerin insanların ruh halini anlayabilme yetenekleri vardır. Günümüzde bazı köpekler hastalık teşhisinde kullanılmaktadır. Köpeklerin sahip olduğu gelişmiş koku alma duyusu nedeniyle hasta insanların kokusunu aldıkları ve bunu belli ettikleri kanıtlanmış bilimsel bir gerçektir.

Geçenlerde bir belgeselde izlediğim yaşlı kadın can dostu köpeğinin bir süredir mutsuz olduğunu ve sürekli kendisine acıklı gözlerle baktığını fark etmiş, önceleri buna bir anlam veremeyen kadın doktora gittiğinde rahim kanseri olduğunu öğrenmiş ve tedaviye başlamış. Kadında bulunan kanser hücresi tedaviyle küçüldükçe köpeğin neşesi yerine gelmeye, oyunlar oynamaya başlamış. Köpeğin sahibi kendi hastalığını köpeğinin bildiğini öne sürerken, birçok hasta üzerinde yapılan testler olumlu sonuçlar doğurmuş yani köpekler hassas burunları sayesinde kanserli hücrelerin kokusunu alabiliyor.

Kedilerin yetenekleri ise saymakla bitmez dünyanın en bencil hayvanı diye nitelendirebileceğimiz kediler ev halkı içerisinde bir kişiyi kendine sahip olarak kabul eder ve sadece onun emirlerini yerine getirirler.

Yıllar önce sokakta ölmek üzere bulduğum kedim eve her girdiğimde yanıma gelir ve beni rahatlatmaya çalışırdı. Ruhsal durumumum hemen farkına varan kedim, sinirli olduğum günlerde yanıma yaklaşmazken neşeli günlerimde şımarır, kendini sevdirmek için şekilden şekile girerdi.

Aslında evcil hayvan beslemek çok zahmetli bir iştir. Hayvanınız kendi ihtiyaçlarını bir insan gibi karşılayamadığı için ona bir bebek gibi özen göstermeniz gerekir. Mesela evcil hayvanınızı bırakıp tatile çıkamazsınız. Sürekli evde hayvana ilgi göstermek, ara sıra onu gezdirmek, tuvalet kabını temizlemek, mamasını ve suyunu yeterince kabına koymak gerekir.

Bazen kendi çocuklarımıza göstermediğimiz ilgiyi bizlerden bekleyen evcil hayvanların bakımı bizi aşabilir. Bu durumda yıllarca beslediği evcil hayvanını sokağa atan insanlar gördüm. Bir insanın bakımına alışmış bu hayvanları sokakta yaşama şansı bulunmamaktadır.

Evimize bir evcil hayvan alacaksak uzun vadeli düşünmeli küçük hevesler uğruna bu canlıların hayatları ile oynamamalıyız.

Bir arkadaşım işle ilgili bir sorun yaşadığında yıllarca besleyip büyüttüğü kedisini artık bakamayacağım diye sokağa bırakmak istediğinde ona karşı çıktım. Bakamayacaksın ona yeni bir yuva bulması gerektiğini anlattım. Beni dinlemeyen buna vakti olmadığını söyleyen arkadaşımın kedisini bir süre kendi evimde misafir ettim ve onu üst katımda oturan trans arkadaşlara hediye ettim.

Travesti arkadaşlar bu hediyeye çok sevindiler sahipsiz kediyi gözlerinden sakınan komşularımın duyarlılığı beni çok mutlu etti.