insanlık dramı

Televizyonlarda, gazetelerde evini yurdunu terk eden insanları gördükçe kanım donuyor. Küçücük çocukların aç, susuz ayakları çıplak bir şekilde yaşamak uğruna vatanlarını terk etmeleri  karşısında söylenecek söz bulamıyorum.

Dünyanın bir kısmında insanlar sefalet içinde yaşarken, bolluk içinde umursamazca yaşayan insanların, yaşanan dram karşısında sessiz kalmaları, insanlık öldü mü? Dedirtiyor.

Afrika kıtasında açlıktan ölen bebekler, bir parça ekmeğe muhtaçken biz sofralarımızda yiyemeyeceğimiz kadar yemekleri tabaklarımıza doldurmaya devam ediyoruz. Her gün ihtiyacımızdan fazla ekmek alıp çöpe atarken, kapımızdaki hayvanları bile düşünmeden yaşamaya çalışmak içimi acıtıyor. Oysa dünyada bulunan gıda, insanlığın hepsine eşit bölüştürülse, hiç kimse aç kalmaz.

Hep bana, hep bana diyen insanların bir gün aç kalması, belki de açlığı öğrenmesi için yeterli olur. Ne demişler tok, açın halinden anlamaz. Dünyaya hükmeden büyük güçlerin tek derdi daha çok para kazanmak , madenlere  sahip olmak , güçsüzleri güçlülere yem yapmak. Ölen çocuklar haberlerde sadece rakamla ifade edilirken hepsinin insan evladı olduğu bu dünyada yaşama hakkı olduğu unutuluyor.

Bazen Lidya’lıların parayı bulduğu güne lanet etmek istiyorum. Paranın satın alma gücü her geçen gün artarken vicdanın parayla satın alınamayacağı gerçeğini unutuyoruz. Parayı araç olmaktan çıkarıp amaç haline getiren yeni  dünya  düzeninde paran kadar konuş diyenler, ellerini vicdanlarına koyup düşünebilseler, yaşanan dramlar karşısında çaresiz olduklarını söyleyeceklerdir.

Oysa hayatı bu kadar acımasız yapan düzeni bizler kurmadık mı? Bu düzeni yıkacak olanlarda biz insanlarız. Komşumuzdan başlayarak hayatı anlamaya çalışmaya başlayabiliriz. Bizim inandığımız din komşusu açken tok yatan bizden değildir derken, dünyanın yarısı açlıkla boğuşurken buna seyirci kalamayız.

Dünyanın her yerinde çığ gibi büyüyen sivil toplum kuruluşlarına üye olarak, elimizden geldiğince çaresiz insanlara çare olmalıyız. Somali’ye yardım kampanyası düzenlendiğinde vereceğimiz 5 TL, bir çocuğun bir gün daha yaşamasına olanak sağlıyorsa, her gün onlar için bütçemizden ayıracağımız 1 TL ile kaç çocuğun hayatı kurtulur düşünün.

Bizim için önemsiz olan bu paralar insanlığın kurtuluşu için hayırlı olacaktır.  Kendi içimizde didişmeyi bırakıp, insanlık için çalışmak herkesin görevi olmalıdır.  İğneyi kendimize batırdıktan sonra çuvaldızı başkasına batırırsak, etrafımızda gördüğümüz bizden farklı insanları sırf cinsiyet ayrımı yaparak dışlamayız. Yapılan araştırmalar Trans bireylerin daha vicdanlı, daha hassas olduklarını kanıtlamışken, travesti diye içimizde barındıramadığımız bu insanları anlamaya çalışsak dünyayı kurtarmak için en büyük adımı atmış oluruz. Bu sadece travesti için verilmiş bir örnek, tüm azınlıkları anlasak da olur.

 

 

Futbol Aşkı Bambaşka

Çocukluğumdan beri spor denildiğinde aklıma ilk gelen şey futbol olmuştur.

Babamla her hafta sonu gittiğimiz maçlarda stadyum önünde uzun kuyruklarda bekler stada girdiğimizde ise deli gibi tezahürat yapardık. Ailem koyu bir Fenerbahçe taraftarı olduğu için üzerimde her zaman annemin pazardan aldığı sarı- lacivert bir forma olurdu.

Koca koca adamlar bir topun peşinde koşan 22 adama bazen küfürler yağdırır bazen de övgüler yağdırırdı. Açıkca söylemem gerekirse benim bu sahada olmamın tek sebebi babamı mutlu etmekti. Yoksa futbol maçları benim için saçmalıktan ibaretti.

Anlam veremediğim ise seyrettiğimiz maçı bütün gece anlatan programları tekrar tekrar izlemek zorunda kalmamdı. Babamın benim aslan oğlum, küçük kanaryam sözleri olmasa maça gitmek istemediğimi söylemem daha kolay olacaktı.

Ergenlik dönemine girdiğim yıllarda bazen bir bahane bulur maçtan yırtmaya çalışırdım fakat nafile uğraşlarım hiçbir işe yaramaz ve kendimi yine o küfürbaz adamlarla maç izlerken bulurdum.

Bir gün annemin bey yeter artık bu çocuğu maça götürdüğün bırak biraz da bana ev işlerinde yardım etsin dediğinde babam köpürmüş, ateş çıkan gözleriyle o bir erkek çocuğu ne işi var ev işleriyle diye bağırarak annemi azarlamıştı. Evet doğuştan bir erkek çocuğu olduğum doğruydu ama ben annemle vakit geçirmekten her zaman zevk almışımdır. Kadınlarla günlere gitmek, yemek tarifleri almak, dedikodu yapmak hatta mahallemize ara sıra gelen kadınlar matinesi en sevdiğim uğraşlardandı.

Babamın gözüne girmek kaygısıyla erkek olmaya çalışmam boşuna bir uğraştı çünkü ben her zaman kendimi bir kız çocuğu saflığıyla seven annemin sesine aşıktım. Okul yıllarımda arkadaşlarımın kızlardan oluşması babamın bizim oğlan çapkın olacak demesine neden olurken annem durumumu çoktan kavramıştı.

Çift cinsiyetle doğan her çocuk gibi benim de içimde fırtınalar koparken etrafa belli etmeme çabası her geçen gün zorlaşıyor, tercihim düpedüz ortaya çıkıyordu.  Babamın zamanla benden uzaklaşmasına yol açan bu durumum karşısında çaresizdim.

Beyoğlu sokaklarında gezerken tanıştığım bir arkadaş aman boş ver, hayatı seni etkileyen faktörleri takma, sen hangi cinsiyetle gezmek istiyorsan o  ol, hayat senin hayatın dediğinde kendime bir söz verdim.  Evde kimsenin olmadığı bir saatte eşyalarımı topladım, yanıma aldığım eşyalar arasında eski cinsiyetimi bana hatırlatacak olan sadece artık solmaya yüz tutmuş Galatasaray formamdı, onu geride bırakmak içimden gelmemişti.

Ben artık bir travestiyim, şimdi benim gibi travesti olan 4 arkadaşla birlikte bir evde yaşıyoruz.  Bazen televizyonda bir Fenerbahçe maçını soluk formam kucağımda izlerken babamın bakışlarını ve benim aslan oğlum diyen sözlerini  duyuyorum .  Arkadaşlarım bu halime bir anlam veremese de ben içimde kaybettiğim babamın hatırasını yaşatıyorum. İlk golle birlikte ayakta bas bas bağırıyorum, Futbol aşkı bambaşka…

Evcil Hayvanlar

Sokakta insanların arasında gezen sayısız evcil hayvanla karşılaşırız. Bunlardan bazıları sizden kaçarken özellikle kediler gelip ayağınıza sürtünür. Kedilerin sevilme içgüdüsü onların insanlara daha yakın olmasına neden olurken kuşların yanına yaklaştığınızda hemen uçarlar.

İnsanlara en yakın hayvanların köpekler olduğu bilinen bir gerçektir. Bir köpek sahibine koşulsuz biat eder. Köpeklerin insanların ruh halini anlayabilme yetenekleri vardır. Günümüzde bazı köpekler hastalık teşhisinde kullanılmaktadır. Köpeklerin sahip olduğu gelişmiş koku alma duyusu nedeniyle hasta insanların kokusunu aldıkları ve bunu belli ettikleri kanıtlanmış bilimsel bir gerçektir.

Geçenlerde bir belgeselde izlediğim yaşlı kadın can dostu köpeğinin bir süredir mutsuz olduğunu ve sürekli kendisine acıklı gözlerle baktığını fark etmiş, önceleri buna bir anlam veremeyen kadın doktora gittiğinde rahim kanseri olduğunu öğrenmiş ve tedaviye başlamış. Kadında bulunan kanser hücresi tedaviyle küçüldükçe köpeğin neşesi yerine gelmeye, oyunlar oynamaya başlamış. Köpeğin sahibi kendi hastalığını köpeğinin bildiğini öne sürerken, birçok hasta üzerinde yapılan testler olumlu sonuçlar doğurmuş yani köpekler hassas burunları sayesinde kanserli hücrelerin kokusunu alabiliyor.

Kedilerin yetenekleri ise saymakla bitmez dünyanın en bencil hayvanı diye nitelendirebileceğimiz kediler ev halkı içerisinde bir kişiyi kendine sahip olarak kabul eder ve sadece onun emirlerini yerine getirirler.

Yıllar önce sokakta ölmek üzere bulduğum kedim eve her girdiğimde yanıma gelir ve beni rahatlatmaya çalışırdı. Ruhsal durumumum hemen farkına varan kedim, sinirli olduğum günlerde yanıma yaklaşmazken neşeli günlerimde şımarır, kendini sevdirmek için şekilden şekile girerdi.

Aslında evcil hayvan beslemek çok zahmetli bir iştir. Hayvanınız kendi ihtiyaçlarını bir insan gibi karşılayamadığı için ona bir bebek gibi özen göstermeniz gerekir. Mesela evcil hayvanınızı bırakıp tatile çıkamazsınız. Sürekli evde hayvana ilgi göstermek, ara sıra onu gezdirmek, tuvalet kabını temizlemek, mamasını ve suyunu yeterince kabına koymak gerekir.

Bazen kendi çocuklarımıza göstermediğimiz ilgiyi bizlerden bekleyen evcil hayvanların bakımı bizi aşabilir. Bu durumda yıllarca beslediği evcil hayvanını sokağa atan insanlar gördüm. Bir insanın bakımına alışmış bu hayvanları sokakta yaşama şansı bulunmamaktadır.

Evimize bir evcil hayvan alacaksak uzun vadeli düşünmeli küçük hevesler uğruna bu canlıların hayatları ile oynamamalıyız.

Bir arkadaşım işle ilgili bir sorun yaşadığında yıllarca besleyip büyüttüğü kedisini artık bakamayacağım diye sokağa bırakmak istediğinde ona karşı çıktım. Bakamayacaksın ona yeni bir yuva bulması gerektiğini anlattım. Beni dinlemeyen buna vakti olmadığını söyleyen arkadaşımın kedisini bir süre kendi evimde misafir ettim ve onu üst katımda oturan trans arkadaşlara hediye ettim.

Travesti arkadaşlar bu hediyeye çok sevindiler sahipsiz kediyi gözlerinden sakınan komşularımın duyarlılığı beni çok mutlu etti.

 

Kardeş

Kardeş kelimesi  karındaşdan gelir. Karındaş anne veya babanın bir olduğu duruma verilen addır.

Oysa kardeş demek can demektir. Senin canın gibi sevdiğin kişinin aynı anne veya babadan olması gerekmez. Ne kardeşler gördüm birbirlerinin kuyusunu kazan, ne canlar gördüm; kardeşim dediğine canını verenler.

Bu dünyada her insan yanına kendisi gibi bir yoldaş ararken bulur kardeşini can dostunu, bazen daha çocukken çıkarlar karşımıza, bazen gençlik yıllarımızda bazen de hiç bulamayız kardeş diyebileceğimiz insanları ben orta yaşlarımda kavuştum kardeşime, yıllarca kardeşim dediğim karındaşlarımdan iyilik görmediğimi, aynı evde büyümek dışında hiçbir ortak yanımızın olmadığını biraz geç anladım.

Dertlerim çoğalıp taşıyamayacak hale geldiğimde açıldım ona, beni hiç yargılamadan dinleyip, kucak açmasına kardeşlik dedim. Onun için aynı duygularımı paylaştığımı onun başı sıkıştığında anladım.

Aynı gökyüzünü paylaştığımız her insanoğlu kardeştir derler oysa ne düşmanlar çıkmıştır insanlar arasından, kardeş dediğin her anında seninledir aslında sendir.

Kardeşim belki bir çok insanın yadırgayacağı translardandı, benim için cinsiyetinin ne önemi vardı ki, kardeşti işte zor günümde hep sırtımı sıvazlayan kişinin travesti olması insan olmadığını göstermiyordu işte, en büyük insan benim kardeşimdi hatta,  içinde benim için zerre kadar kötülük düşünmeyen, her zaman iyi olmamı isteyen beni kollayıp gözeten annemden sonra en çok seven kişi kardeşimdi ve bir bursa travestileri idi.

Birlikte sokağa çıktığımızda bütün bakışların onda toplanmasından rahatsız oluyorduk başlarda, sonra aldırmamaya başladık dünyayı, sanki dünya bizim için vardı ve içinde sadece biz yaşıyorduk.

Tedavisi uzun süren hastalığım boyunca yanımdan hiç ayrılmayan, gerçek kardeşlerim işlerini bahane ederek benden kaçarken beni teselli eden canım arkadaşım iyi ki varsın. Dünya seninle daha güzel ve yaşanabilir bir yer oluyor. Biz sırtımızı birbirimize dayadığımız sürece dünyadaki bütün kardeşler imrenirler bize canım kardeşim kardeşliğin ne olduğunu öğrettiğin için teşekkür ederim.

yazar: Bir Dost

Trans olmanın zorlukları

Toplumda yaygın bir anlayışla hasta kabul edilen trans bireylerin yaşadığı zorlukları aktivist bir yönetmen belgesele dönüştürerek “Dikkat okulda trans var” adı ile bir belgesel  çekti.

Barış Sulu tarafından çekilen belgesel bir okulda trans olarak yaşamaya çalışan 7 gencin yaşadığı zorlukları anlatıyor. Trans onur haftasında gösterime giren belgesel  toplumun translara bakış açısını çok güzel yansıtıyor.

Okullu gençlerin arkadaşları arasında hasta bireyler olarak algılanması, aşağılanması, cinsel olarak istismar edilmesi olayları güzel bir gözle anlatılan belgesel okullarda   öğrencilere izletilse  görünmek istenmeyen gerçeğin iç yüzü ortaya çıkacaktır.

Eğitim hakkı bireyleri trans, eşcinsel, lezbiyen diye cinsel tercihlerine göre ayırmadan herkesin hakkıdır.

Öğretmenlerin ayrım yapmadan her öğrenciye eşit yaklaşması gerekir. Travesti arkadaşlarımızın topluluk içinde yaşadığı sorunları engelli bireylerimizin yaşadığı sorunlara benzetebiliriz Yıllarca engellileri toplum içinden dışlamaya çalışmak onların varlığını reddetmek nasıl yanlış bir davranışsa trans bireylere ayrım yapmak da o kadar yanlıştır.

Belgeselde 2013 yılında rahim kanserinden hayatını kaybeden Ali Arıkan’da yer almıştır. Trans öğrencilerin eğitim hayatlarında ki uğradıkları ayrımcılık yüzünden eğitimlerini yarıda bıraktığını anlatan Barış Sucu eğitimin belli düzenlerden çıkıp, eşitlik anlayışını benimsemesi gerektiğini anlatmaktadır.

İlk gösterimi Temmuz 2013′te İstanbul’da gerçekleşen filmi bugüne kadar 8 ilde 500′den fazla öğretmen ve öğretmen adayı izledi. Film ayrıca 3 yıldır Ankara’da düzenlenen Pembe Hayat Kuirfest’te ve 6 yıldır İzmir’de düzenlenen Baki Koşar Nefret Suçları Haftası’nda izleyiciyle buluştu. Özellikle öğretmenlere farkındalık yaratmak amacıyla çekilen belgesel bu konuda yapılmış şahane bir iştir.

Kadınlarımız

Geçen gün televizyonda izlediğim bir program karşısında şok oldum. İki karısını öldüren bir adam kadınların en güvendiği kişi seçilen bir ünlü karşısında kahraman gibi oturtulmuş soruları cevaplıyordu. Karnıma kramplar girdi,  midem bulandı. İnsan eşini neden öldürür diye soran sunucu sanki bir kadının ölümünden değil de kedi yavrusundan bahsediyor gibiydi.

Kadın cinayetleri bu kendini bilmezler yüzünden her geçen gün artarken, toplumun bu olanlara sessiz kalması erkek egemen toplumlarda kadınların çaresizliği feminist duygularımı kabarttı.

Avcılar’da  yaşanan olay ise tüylerimi diken diken etmeye yetti, Seda isimli bir travesti bir erkek tarafından sebepsiz yere öldürülüyor. Katil travesti öldürmekten, tahrik var diyerek cezai indirim kazanıyor. Travesti kardeşlerimiz sokak ortasında erkekler tarafından defalarca bıçaklanıyor, kimse yardım bile etmiyor. Toplumda kadınların önemi olmayınca travestinin önemi olabilir mi?

Cenazelerini ailelerinin bile kabul etmediği bu kardeşlerimiz bizim içimizde yaşayan bizim gibi kadınlardır. Kadın derneklerinin derhal bu konuya el atması gerekmektedir.

Son 3 yılda 30 travestiyi öldüren bu toplum kadınını öküzünden sonra sofraya oturtan erkek toplumunun ta kendisidir.

LGBT derneği çalışmalar yapsa da kendilerine toplumda yer bulamayan bütün kapılar yüzlerine kapatılan bu insanlara kendilerini savunma hakkını bile çok görmek bizim gibi geri kalmış toplumların en büyük sorunudur.

Sen varsan, ben de varım diyerek travesti kardeşlerimize kucak açmak insanlık görevidir.

Ünlü Gayler

Dünyada genç kızların hatta travesti kişilerin de hayranlıkla peşinden koştuğu yakışıklı delikanlıların aslında gay olduklarını açıklamalarını hayranlarını şok etti.

Türkiye’de gay olduğunu açıklayan modacılarımız, bunu saklama gereği duyan şarkıcılarımızın sayısı da bir hayli fazla Erol Köse Twitter’dan  Türkiye’de en tanınmış lezbiyen Harika Avcı’dır yazdığında yer yerinden oynadı.

Gelişmiş ülkelerde bunu göğsünü gere gere açıklayan ünlüler arasında   beş altın madalya sahibi Avustralya’lı yüzücü Lan Thorpe, Aktör James Franco, Aktör George Clooney, Aktris ve şarkıcı Queen Latifah gibi isimleri saymak mümkündür.

Cinsel tercihlerini saklama gereği duymadan yaşayan bu ünlüler bize tercihlerimiz yüzünden sırtını dönmek isteyen insanları anlayabiliriz fakat biz bu durumu bir ayıp olarak görmeyenlerinin sayısının dünyada sürekli arttığına inanıyoruz diyorlar.

Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ayşe Arman son zamanlarda gaylerle roportaj yapıp yayınlarken onların çoğunun evli ve çocuklu olduklarını öğrendim. Toplumda gerçek kimliklerini bu yolla gizlemeye çalışan ünlü gayler evlilik hayatlarının tamamen görev icabı olduğunu asıl tercihlerini yaşamaya toplumun henüz hazır olmadığını belirtiyorlar.

İnsanları cinsel tercihleri üzerinden değerlendirme yapacak olsaydık çok sevdiğimiz bir çok ünlünün aslında eşcinsel, travesti lezbiyen olduklarını öğrendiğimizde onları sevmekten vazgeçermiydik.

Hepimiz Kardeşiz

İnsanlık tarihi dünyanın kurulmasından bu yanadır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.  Dünyamız 7 milyon yıl önce kurulmuştur oysa ilk insan dünyaya 2.5 milyon yıl önce indirilmiştir. Bu arada acaba travesti yada üçüncü cins tarihi kaç milyon yıl önce ilk olarak ortaya çıkmıştır diye espri yapmadan geçemiyeceğim. Tabiki genetik değişimlerin ortaya çıktığı ve cinsiyetlerin bozulduğu bir tarih de vardır mutlaka.

İlk insan bilindiği üzere hepimizin atası sayılan Adem’dir. Adem ve Havva’dan çoğalarak dünyaya yayılan insanlar zamanla kardeş olduklarını unutmuş birbirleriyle savaşmış, Dünyaya sahip olma hevesiyle kardeş kanı dökmüştür.

Darwin evrim teorisini ortaya attığında evrime karşı çıkanlar bugün acaba gerçekten evrim var mı? Sorusunu kendilerine sormaya başlamışlardır. Dünya 7 milyon yılda sürekli değişirken insanın değişmesi neden bu kadar anlamsız olsun.  İnsan bulunduğu ortama en çabuk ayak ayak uyduran canlıdır. Sıcak iklimlerde yaşayan insanların siyah tenli olması onların güneşin zararlı etkilerinden daha az etkilenmesine neden olurken kuzeyde yaşayan insanlar güneşi az gördükleri için beyaz tenli ve sarışın olurlar. Dünyaya geldiğiniz günkü haliniz ile bugün aynaya baktığınızda gördüğünüz kişi aynı mıdır?

Erkeler, kadınlar ve Erdişiler diye üçe ayırdığımız insanlar dünya ile birlikte evrim geçiriyorlar biz uzun zaman içerisinde gerçekleşen bu durumu göremiyoruz o kadar, insanları birbirlerinden ayıran tek özellik içlerinde var olan ruh olduğuna göre ruhları farklı bedenleri aynı yaratıklar olduğumuzu inkar edemeyiz.

Birbirimize bu kadar benziyorken, aramızdan bazılarını farklı bulup reddetmek,  cinsiyet ayrımı yapmak, onlara kapılarımızı kapatmak yanlıştır. Erkek mi, kadın mı belli değil diyerek reddettiğimiz travesti, lezbiyen yakıştırması yaptığımız bu insanlar senin atandan türemiş senin gibi insanlardır.  Kısacası kardeşlerindir.

Reenkarnasyon

reenkarnasyon1Bilinen en genel tanımıyla ruh göçü adı verilen reenkarnasyon bir  çok inanışın temelini oluşmaktadır. İnsanların  bu  dünyada kaldığı süre zarfında yerine getiremediği  görevler için dünyaya tekrar tekrar gönderileceği inancına dayanmaktadır. Özellikle Hindistan’da kast sistemi ile yönetilen halklar dünyaya bir daha ki gelişinde zengin olacağına inandıkları için sisteme biat ederler, onlar için her ölüm yeniden doğuşun müjdesidir. Ülkemizde özellikle Hatay bölgesinde ruhun başka bir bedende can bulacağına inananların sayısı oldukça fazladır.

Müslümanlıkta Bakara suresinin bir bölümünde geçen  “Allah’ın varlığını nasıl inkâr ediyorsunuz ki, sizi ölü iken O diriltti, sonra yine sizi O öldürecek, yine sizi O diriltecektir; nihayet ahirette yalnız O’na döneceksiniz”

Ayrıca Vakıa suresinde “Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.”

İslam dininde bu ayetleri Reenkarnasyona örnek göstermek mümkündür. Bu dünyaya sakat gelmiş engelli ya da fakir bir kişinin başına gelenlere sabretmesine olanak sağlayan ruh göçü ile ilgili bilinen pek çok örnek bulunmasına rağmen hiç birinin ispatı mümkün olmamıştır.

Ruh bazen kadın vücudu yerine erkek vücudunda can bulduğunda kendini kadın olduğu halde erkek gibi hisseden kadınlar, erkek olduğu halde kadın gibi hisseden erkekler ortaya çıktığı tezi öne sürülür bunlara örnek olarak travesti kişileri gösteren bilim adamlarının sayısı da oldukça fazladır.

Bütün bu tezleri kabul edip, etmemek ruh göçünün varlığına inanmak ya da redetmek sizlere kalmıştır.

Dünyanın En Güzel Çiçeği

Dünyanın en güzel çiçeği hangisidir bilir misiniz? Pek çoğunuz Gül diyordur eminim, ülkemizde çok fazla yetişen gül; renkleri, kokusu,  hakkında yazılan hikayeler nedeniyle en tanınmış çiçek olabilir. Oysa bir çiçek var ki yeryüzünde hem ağlıyor hem kanıyor, Ağlayan ve Kanayan çiçek diyorlar ona şekli bir kalbi andıran bu çiçek günümüzde şebboy adıyla biliniyor.

Parfüm üretiminde kullanılan bu hoş çiçek ortalama 2 yıl yaşayabiliyor. Şebboy Farsçada gece kokusu anlamına geliyor. Gece esen meltemlerde kokusunu uzaklara taşıyan bu çiçek bahçelerde ve saksılarda süs bitkisi olarak yetiştiriliyor.

Dünyanın en güzel 14 çiçeği arasında yer alan bu çiçek sahip oldukları renk çeşitliğiyle görenleri büyülüyor.

Ağlayan kalp çiçeği de diyebileceğimiz çiçeği ben insanlara benzetiyorum özellikle aldatılmış, hırpalanmış kalp ağrısı ile yaşayan kara sevdalılara benziyor  şebboylar.

İlkbaharda çiçeklenen bu bitki yazın havaların ısınmasıyla solmaya, kurumaya başlar. Köklerinden her bahar yeniden çiçeklenen şebboy sevip de kavuşamamış bir insan gibi kalbinden kan damlatır adeta,  bu çiçeği ilk Ankara’da Gül ablanın evinde görmüştüm, Gül abla becerikli, akıllı, annesi ile yaşayan hanım hanım bir genç kızdı! Genç kız diyorum çünkü Gül ablayı diğer genç kızlardan ayıran tek özellik anne karnından çıktığında erkek çocuk denmesiydi.. Kendini her zaman bir kız çocuğu gibi gören Gül abla ergenlik çağına geldiğinde bir dizi ameliyat ile  ruhunda yaşattığını bedenine uygulatmış, güzel bir genç kız olmuştu. Gül ablanın mahallenin yakışıklı delikanlısı Ali ağabeye sevdasını bilmeyen yoktu.

Ali Ağabey de belki seviyordu Gül ablayı ama bunu hiç söylememişti. Mahalle baskısı, gelenekler onların aşkına yasak koymuştu. Gül abla için o bir travesti sana layık mı? Ali diyenlerin sayısı o kadar fazlaydı ki,  aşklarını kalplerinde yaşamaya mecbur olan aşıkların tıpkı bir şebboy gibi kan damlıyordu yüreklerinden işte bu yüzden bu çiçeğe Gül abla yaz kış kurutmadan  bakıyordu. Kalbindeki aşkını anlatan şebboy onun için hem ağlıyor hem kanıyordu dört mevsim.