Aşka dair

 Bazen insan söylemek istediği sözleri bir türlü dilinin ucundan çıkarıp söyleyemez.

İçinizde yanan ateşi bir sobanın içine koysalar, odun kömür istemez. Dünyanın en ücra noktasında bir başınıza kalsanız da fark etmez, aşk bir kere düşmüşse içinize ne ilaçlar ne dermanlar hastalığınızı iyi etmeye yetmez.

Bir tek sevgilinin gözünde gördünüz mü kendinizi, değmeyin keyfinize dünya yansa umursamaz derler aşıklar, onun içindeki ateşten daha güçlü yangın olur mu? İnsan beyninin dış dünyaya kapandığı nadir durumlardan biridir aşk eğer komada değilseniz ve aklınız size cevap vermekte zorlanıyorsa bilin ki aşıksınız.

Aşk için söylenmiş onca güzel söz, şiir, şarkı varken sen hiç söylenmemiş olanını arar durusun. Ey aşk sen nelere kadirsin diyor travesti bir arkadaşım içine düştüğü aşk ateşi için,  Mecnun’u çöllere, Ferhat’ı dağlara saldın da yine uslanmadın.

Gözümüzle mi aşık oluyoruz gönlümüzle mi belli değil ,  görmesek de sevdiğimizden uzak olsak da kokusunu hissettiğimiz yarimiz sanki aklımızı çıkarıp, oturmuş beynimizin içine, sağa baksak da o var, sola baksak da o var.

Aşk kendinden başka bir varlığa duyulan derin sevgi, sevmenin ise bir sanat olduğu yegane duygudur. Öyle hadi bugün aşık olayım deyince de olunmuyor. Ben her 14 Şubat’ta aşık olmak istiyorum mesela,   sevgilime hediyelerin en güzelini almak, şu dillerden düşmeyen şarkılardan birini sokaklarda bağırarak söylemek istiyorum.

Aşkın kimi nerede bulacağı bilinmediği için boynumu büküp bekliyorum. Bir gün benim kapımı da bir aşk çalsın istiyorum. Beklerken yaşlanıyor fakat umudumu hiç kaybetmiyorum. Öyle ya aşkın yaşı yoktur. Aşkı anlamak için yeryüzünde var olan dillerden başka bir lisan bilmek gerekir. Yalnızca sevenlerin anladığı bu lisanı konuşmak için neler vermezdim.

Sana hangi şarkıları söyleme mi isterdin ey aşk;

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.

Ben sana mecburum ey aşk ama sen bunu bilemezsin. İnsanın kalbi aşkı tatmamışsa katıdır derdi travesti bir arkadaşım aşkta bir  tılsım olsa gerek kalbi yumuşatan,  aşk da bir şeyler olsa gerek bu kadar aranan…

Sevgilinin gözlerinde dünyayı bulan tüm aşıklara selam olsun.

Eş seçimi

Canlıların türünü devam ettirme isteği tamamen genetik nedenlere bağlıdır. Her canlı kendinden üreyecek olanın sağlıklı ve kendine benzemesini ister. 1880’lerde İngiliz Biyolog Darwin, doğal seçilim yoluyla belirli türlerin ayakta kalıp, soyunu devam ettirirken, onlara nispeten daha zayıf türlerin elenip yok olacağını ve insan soyunun da bu ‘’ güçlü, seçkin’’ tür’den üreyeceğini ve yer küreye dağılacağını dile getirmişti. Bu nedenle olacak ki hayvanlar aleminde eş seçimi bir savaşa, gövde gösterisine dönüşür.

İnsanlar arasında eş seçimi erkeğin beğenmesi ile gerçekleşirken bu kurala uymayanlarda vardır. Örneğin travestiler eşlerini kendilerini seçmeyi tercih ederken erkek eğemenliğini reddeden feministler de evlilik teklifini bile kendileri yaparlar.

Savaşmak ve avlanmak güçlü erkeğin işiyken, sağlıklı bir nesil yetiştirmek işi dişiye düşer. Çiftleşme mevsimi gelen kuşların kendilerini dişi kuşlara beğendirmek için ötmeleri, aslanların ve yırtıcı hayvanların hemcinsleriyle kavgaya tutuşmalarında ki tek amaç en sağlıklı dişiyle çiftleşebilmektir.

Dişi tavus kuşları ile erkek tavus kuşları, evrimsel süreçte eşit uzunlukta kuyruğa sahipken zaman içinde erkek tavus kuşu, dişi tavus kuşunun dikkatini çekebilmek ve onu elde edebilmek için daha uzun bir kuyruğa sahip olmuştur.

Hatta denilir ki, erkek tavus kuşlarının kuyrukları dişilerinkine oranla daha parlak ve gösterişlidir. Örnekleri ve gözlemlerimizi çoğalttığımızda görülen odur ki, eş seçmek başlı başına bir sanattır. Kur yaparak  kendini dişisine kabul ettirmek isteyen her canlı türü bu yorucu süreçten geçmektedir.

Günümüz erkeklerinde güç gösterisi maddiyata dökülmüş olduğundan zengin bir erkek istediği her kadını tavlar ve bu durum sosyal adaletsizliği doğurur. En güzelin en güzelle olması gereken birlikteliği işin içine maddiyatın girmesiyle sekteye uğrar ve sağlıklı ve güçlü nesiller tehlikeye girer.

Esra isimli travesti arkadaşımın dediği gibi, paran varsa her kapı sonuna kadar açılır. Fakat kadınların televizyon ekranlarında izleyip hayran oldukları kaslı ve uzun boylu erkekler bu sınırlamanın dışında tutulmalıdır. Kısacası parası olmasa dahi bir Kıvanç Tatlıtuğ etrafındaki pek çok kadını kendisi ile çiftleşmesi için ikna edebilir.

Dişi sağlıklı bir eş ve ondan doğuracağı güçlü bir nesil ister ve bu kanun tarihin hiçbir döneminde değişmeyecektir. Kendimize uygun olduğunu hissettiğimiz bir erkeğe ya da kadına kur yapmak için girmeyeceğimiz kılık yoktur. Karnımızı içimize çekmek, en güzel giysilerimiz, giymek, kuaför ya da berbere gitmek ve en seksi tavrımızı takınmak her şey  aslında Homo sapienler’de olduğu gibi basittir cinsellik ve üreme ihtiyacı , tüm canlıları bu dünyada eşit konuma sokar. Sağlıklı bir cinsel hayat dileğiyle hoşcakalın.

 

Gerçekte Moda

Moda deyince aklımıza hep giyinmek gelir. Oysa moda sadece kıyafet tarzınızı değil aynı zamanda yaşam tarzını da ifade eder. Sözlüğü açıp baktığınızda karşınıza moda ile ilgili bir çok tanım çıkar. Bunlardan bazıları;’Değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik.’ , ‘Belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlük.’ , ‘Geçici olarak yeniliğe ve toplumsal beğeniye uygun olan’.

Tanımlardan çıkarılan sonuç modanın kesinkes geçici olduğudur. sadece bir dönemi yansıtan moda da geçmişe gidecek olursak 70′lerin 80′lerin kıyafet tarzına pek çoğumuz bugün gülüp geçeriz. Oysa 60′lar hiç modası geçmeyen güzel kombinler ve renklerin kullanıldığı bir yıl olarak modaya damgasını vurmuştur.

Peki siz alışveriş yapmaya çıktığınızda modayı ne kadar önemsiyorsunuz? Moda diyerek herşeyi alıyor musunuz, yoksa sadece size yakışanı mı tercih ediyorsunuz?  Moda olan her şeyin toplumun değişiklik isteğini karşıladığını düşünmeyenlerdenim bence moda olması o ürünün hoş olduğu anlamına gelmez.

Hiç modası geçmeyen siyah bir kıyafetinizi yıllar boyunca size yakıştığı sürece kullanabilirsiniz. Aynı şekilde sizin çok sevdiğiniz kahve türü moda olmaktan çıkınca onu içmeyi de bırakmazsınız. Bir travesti arkadaşım, annesinden kalma bir çantayı yıllardır beğenerek kullandığını modası geçse de onun gözünde her yılın modası olduğunu açıkladı. Benim de böyle kullandığım demode bir çok ürün var. Ben sevdiğim sürece modası hiç geçmeyecek hiç bir eşyamı atmam.

Moda diye rahatsız topuklu ayakkabılar giymek yerine rahatımızı düşünerek spor ayakkabı tercih etmek bizim en tabi hakkımızdır.

Artık dünyaca ünlü birinin giydiği elbise , kestirdiği saç modeli ya da kullandığı herhangi bir ürün takipçileri tarafından hemen moda ilan ediliyor. Örneğin Lady Gaga bir yerde moda ikonu olarak kabul ediliyor.Bir zamanlar Marilyn Monroe’yu moda ikonu kabul eden kadınlar gibi yeni nesilin en beğendiği giyim tarzı zırt renkler, bol kıyafetler, garip şapkalar oluyor.

Sokakta gördüğüm gençlerin giyim tarzları orta yaştaki kadınları şaşkına çeviriyor. En azından artık bir grup modacının değil ünlülerin belirlediği bir moda dünyasında yaşıyoruz. Gardrobunda bulunan küçük siyah elbisesiyle pek çok davete katılan bir travesti siyah elbisesini başka renk ayakkabı, takı ve saç stiliyle yepyeni bir kombine çevirerek hem zamandan hem paradan tasarruf edip, aynı zamanda şık olmayı başarabiliyor. Moda uğruna komik durumlara düşmek istemiyorsanız siz de kendinize yakışan ürünleri kullanmalısınız.

Radyasyondan kurtulamayız

Maddenin yapı taşı olan atomlar proton ve nötronlardan oluşmaktadır. Atom çekirdeğinde bulunan proton sayısının nötron sayısından fazla olması ise radyasyonu ortaya çıkarır. Radyasyon dünyanın kurulduğu zamanlardan beri yeryüzündedir, fakat insanların radyasyonla teması teknolojik ürünlerin kullanımı ile hız kazanmıştır.

Zararsız gibi görülen elektrikli aletlerimiz, televizyon, radyo, cep telefonları ve en önemlisi da sağlık için kullanmak zorunda olduğumuz aletlerin tamamı bizlere aşırı derecede radyasyon vermektedir.

Güneş ışığında bile radyasyon vardır, güneşe fazla maruz kaldığımızda tenimizin koyulaşması ya da hastalanmamızın da bir nedeni budur.

Hepimiz 2. Dünya Savaşı sırasında kullanılan atom bombasının yarattığı dehşeti biliriz. Atomun parçalanması ile ortaya çıkan radyasyon hala nesiller üzerinde etki yaratmakta şekil bozukluğu ve genetik hastalıklara yol açmaktadır.

Bursa’da yaşayan bir travesti radyasyondan korunmak için kullandığı bütün aletleri alüminyum folyo ile sararak radyasyon etkisinden kurtulmaya çalıştığını söyledi. Bunun korunmada ne kadar etkisi olur bilemiyorum, fakat radyasyondan korunmak için size birkaç öneri sunabilirim; Öncelikle kablosuz internetimizi kabloluya çevirmeliyiz, LCD ekranlı televizyon ve monitörleri tercih etmeliyiz, mikrodalga fırınları çalıştırdığımız ortamda kalmamalıyız.

Maalesef yediğimiz yiyeceklerden bile radyasyon aldığımız günümüzde radyasyondan tamamen kaçmamız imkansızdır, evlerimizi süsleyen kaplama malzemeleri, granit taşlar da birer radyasyon kaynağıdır.

Ahşap evler yapıp oturma şansımız olmadığı sürece bu tehlike her zaman yanımızda yer alacaktır. Gözünü para hırsı bürüyen pek çok komşunuz evinin çatısını baz istasyonlarına kiraya verdiği için baz istasyonları ile dolu bir çevrede yaşamak zorundasınız, iletişim çağında cep telefonu konuşmalarınızı azaltamazsınız, küçücük oturma odalarında televizyonu 2 m uzaktan izleyemezsiniz, kısacası radyasyon ıssız adaya düşmediğiniz sürece ensenizde bitecektir.

Alfa, Beta, Gama ve X ışınlarının zararlı olduğu bilinmesine rağmen aynı zamanda hayat kurtarıcı olarak kullanıldıkları için lanetleyemiyoruz. Örneğin hastalığınızın teşhisi için MR çektirmezseniz tedavi de olamazsınız.

Röntgen filminiz olmazsa işe dahi giremezsiniz çünkü her iş yeri sigorta yaptırmak için sağlık raporu istemektedir. Sağlığına çok dikkat eden travesti bir arkadaşım radyasyon almamak için röntgen filmi çektirmediği için burnunda geniz eti olduğunu uzun süre anlayamadılar. İkna ettiğimiz arkadaşımızın filmi çekildikten sonra küçük bir operasyonla geniz etini aldılar ve şimdi çok sağlıklı, daha rahat ve horlamadan uyku uyumaya başladı. Kısacası radyasyon biz yokken de dünyamızda bulunan bir maddedir ve sanırım hepimiz yok olduğunda da varlığını devam ettirecektir.

 

“Hizler defteri”

Sizlere bu yazımda hiç bilinmeyen bir gerçeği açıklayacağım. Osmanlı Devletinin eşcinsellere bakışını konu alacağım bu yazı, okuyan pek çok kişiyi etkileyecek.

Osmanlı Devletinde Tanzimat Fermanına kadar bir meslek olarak kabul edilen eşcinseller devletin resmi geçit törenlerine dahi katılırlardı. Ünlü Tarihçilerin anlattıklarına göre, o yıllarda ayıplanmayan ve normal kabul edilen çift cinsiyetli vatandaşlar saklanmak, gizlenmek zorunda kalmadan diğer esnaflar gibi görülür ve saygı duyulurdu.

Hayatını bu işten kazanan erkekler “defter-i hîzán” yani “hizler defteri” denilen kütüğe yazılırlardı.Evliya Çelebi’nin bile meşhur Seyahatnamesinde yer verdiği bu durum, batılılaşmanın başlamasıyla birlikte ayıp kabul edildi ve sonrasında yasaklandı.

Hatta meşhur şairlerin o dönemlerde yazdığı ve dilden dile dolaşan şiirlerinde travestilere yer verdiği görülmektedir. Sizlere meşhur şair Fuzuli’den bir örnek vermek isterim; “Subh çekmiş çerha tıygın táşa çalmış áfitáb / Záhir etmiş ol meh-i delláke aynı intisáb” mısrasıyla, yáni “Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi telláka bağlılığını göstermiş” sözleriyle başlayan gazelinin bir delikanlıya yazıldığı daha ilk okuyuşta anlaşılıyor.

Bazı tarihçiler o dönemde bunun normal kabul edilmesinin kadınlar üzerindeki baskıdan kaynaklandığını söylerler, Müslüman kadınların toplum içinde rahat dolaşamadığı o yıllarda cinsel ihtiyaçların bu hizler tarafından karşılanıldığını ve bu yüzden toplumda kabul gördüklerini savunurlar.

Her iki durumda da olay şimdiki zamana göre daha modern bir toplum anlayışı olduğunu bizlere ispat ediyor.

Türklerin bilinen en eski “travesti ve gay kulübü” 15, yüzyıl sonlarında Beşiktaş’ta Deli Birader lakaplı divan şairi tarafından açılmış olan bir hamamdı.  Ünlü tarihçiye göre “Hamam bir anda İstanbul’un en namlı yerlerinden oldu. Devlet büyüklerinden şairlere, en seçkin tácirlerden sarayın üst rütbeli mensuplarına kadar başkentin önde gelen isimleri müdavimler arasındaydı. Külhandaki cümbüşler dillerde, içeriye alınmayanların gönlü de külhanlardaydı. Ama günün birinde ne olduysa oldu, cümbüşlerde kantarın topuzu kaçtı. ‘‘Filánca Efendi feşmekán Bey’in oğluyla kurna başındaymış’’ gibisinden dedikodular ayyuka çıkınca mahalleli hamamı basıp sahibinin başına yıktı.” Buna benzer daha pek çok olay anlatılabilir bu da bizlere 21.yy da bile olmayan hoşgörünün tarihin o yıllarında mevcut olduğunu gösteriyor.

Batılıların Asya’dan çok daha sonra modern olma yolunda adımlar attığını ve modernliğin ilk tohumlarını haçlı seferleri ile doğudan aldığı da bilinen bir gerçektir. Umarım tekrar horgörü yerine hoşgörünün ağır bastığı günler görürüz. Hoşcakalın.

Selülit

Kadınların baş belası olarak adlandırdığı selülit neden olur?

Başta hormonal değişiklikler gelmektedir,folikülün hormonunun aşırı artması yani vucüdün su tutmaya başlaması birinci nedendir. Tiroit hormonlarında yaşanan sorunlarda selülit oluşumunu hızlandırır.

Ergenlik, Gebelik ve menopoz da selülit oluşumu için kadın bedeninde en uygun durumları hazırlar. Kalp yetersizliğine bağlı dolaşım sorunları, dar korseler ve kıyafetler giymek de yap dokusunun portakal kabuğu şeklini almasına neden olur.

Kendisine çok dikkat eden selülitleri olmasın diye uğraşan bir kadının da genetik açıdan yatkınlığı varsa selülitlerden kaçma olanaksızdır.

Beslenmede yaptığımız hatalar da bu istenmeyen durumla karşılaşmamıza yol açar. Örneğin yağ, bol kalorili, karbonhidratlı yiyecekler yani hepimizin bayılarak yediği yiyeceklerin pek çoğu selülite neden oluyor. Erkelerde pek görülmeyen selülitler kadınların hormon dengesi ve doğurganlık özelliği nedeni ile kadınların 10′da 9′un da görülmektedir.

Peki bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıyız?

Öncelikle yaz kış demeden 2-3 litre su tüketmeliyiz, bol bol spor yapmalıyız, kafeinli içeceklerden ve sigaradan uzak durmalıyız. Sık sık kilo alıp vermemeliyiz.

Kan dolaşımını hızlandırmak için yazın bol bol yüzmek gerekir. Ünlü aktris Hülya Avşar’ın bu yaz bolca yüzerek verdiği kilolar ve selülitlerinden kurtulmuş olmasını örnek olarak gösterebiliriz. Klasik el masajı, titreşen aletler de selülitlerden kurtulmada az da olsa fayda sağlayabilir.Yaz ayları gelmeden tedbirlerimiz almamız deniz kenarında bikini giyerek dolaşmamızı sağlayacaktır. Ayrıca dış görünüşüne önem veren kadınlarda selülitli bacaklar ve karın istemezler.

Buradan size selülit giderici bir içecek tarifi vermek istiyorum;

Ananas ( yarım )

Maydanoz ( 1 demet )

Greyfurt ( 1 tane )

Taze zencefil ( başparmak boyunda yarım )

Kereviz sapı ( 2 tane )

malzemelerin hepsini katı meyve sıkacağında sıkın ve günde iki kez bir bardak için, selülitlerinizin yavaş yavaş yok olduğuna şahit olacaksınız. Bunun gibi pek çok bitkisel gıda kadınların güzelliğine hizmet etmek için sunulmuştur. Her besinin yararı olduğu gibi fazlasının da zarar getireceğini unutmadan dozunda yemek içmek gereklidir. İstanbul travestilerinden bir arkadaş bu içeçek ile selülitlerden kurtulmuştur. Fakat en önemli olanın kilo almamak ve aşırı yağlı şekerler yememek olduğu unutulmamalıdır. Güzellik zahmet gerektiren bir iştir, hiç kimse her yaşta güzel olmayı başaramaz yerçekimin acımasız davranması sonucu elbette yaşlanacağız ve güzelliğimiz kaybolacak önemli olanın sağlıklı yaşlanmak olduğu aklımızdan çıkmasız. Sağlıklı ve uzun bir ömür dilerim.

 

 

Hayvan barınakları

Hayatınız boyunca hiç hayvan barınağına gittiniz mi? Sokakta yaşayan hayvanların tedavisi ve bir süre misafir edilmesini sağlayan barınakların ihtiyaçları ve giderleri devlet tarafından karşılanır.

Çoğunlukla sokak köpeklerinin bulunduğu barınaklar hayvan severlerden bağış ve ilgi bekliyorlar. Kendinize sadık bir arkadaş arıyorsanız ya da sevgilinize minik bir hediye, bu barınaklarda yaşayan bir hayvanı sahiplenebilirsiniz.

Maalesef dünya üzerinde her canlı insanlar kadar şanslı olamıyor, aç, susuz ve barınaksız yaşayan sokak hayvanları sizin bir parça vicdanınıza kalmış, yardım elinizi bekliyor.

Hayvan barınaklarında yaşayan hayvanlar çogunlukla şikayet üzerine toplanıp barınağa getirilmiş ya da sahipleri tarafından terk edilmiş hayvanlardır.

Bir oyuncak alır gibi, pet shoplardan hayvan alan insanların pek çoğu canı sıkıldığında ya da hayvana bakacak vakit bulamadığında son çare olarak bu barınakların yolunu tutup onları terk ediyorlar.  Özellikle köpekler sahiplerine gönülden bağlı hayvanlar oldukları için, terk edilmenin acısıyla fazla yaşayamadan ölüyorlar. Barınaklarda bulunan uzman veteriner desteğine rağmen bu hayvanların en çok ihtiyaç duydukları şey sevgi oluyor. Hassas bir bünyeye sahip olan sevimli dostlarımızı evlerimize alamasak da ara sıra bu barınaklarda onları ziyaret edip, sevgimizi paylaşmalıyız.

Eğer zengin bir insan olsaydım; fakir insanlara yardım yaptığım kadar sokak hayvanlarına da yardım ederdim diyen o kadar çok hayvan sever var ki, onların çabası ile hayatta kalan sokak hayvanları sizlerin sadece sevginize muhtaç.

Eskiden oturduğum bir mahallede yaşlı bir teyze her sabah elinde 2 poşetle sokağa çıkar ve sokağın belli köşelerine mama ve su bırakırdı. Dikkatimi çeken bu yaşlı teyzenin peşine takıldım bir gün ve hayvanların daha karşıdan gördükleri teyzenin yanına koşarak geldiklerini ayaklarına sürtünerek teşekkür ettiklerini gördüm. Ben de bu kadar sevilmek isterdim diye düşündüm oysa sevgi karşılıklıdır sevgi vermeden sevgi alamazsınız.

Üstelik açık mamaların o kadar pahalı olmadığını öğrendim ve bir karar verdim her gün işime giderken elime bir poşet mama almaya ve yol boyunca sokak hayvanlarının dolaştığı noktalara koymaya başladım. Bir süre sonra beni kokumdan tanıyan hayvanların gözünde bana karşı besledikleri sevgiyi görünce kendimi tutamayıp ağladım. İşte bu kadar basit bir hayvanın sevgisini kazanmak için zengin olmama gerek yokmuş, bu halimle de hayvanlara yardım edebildiğimi görmek beni çok mutlu etti.

Sokak köpekleri barınaklarda bakılma şansı yakalıyor fakat sokak kedileri maalesef barınaklara alınmıyor. Onlar içinde sadece yemek artıklarınızı bir poşette biriktirmeniz yeterli, çöpün içine değil de yere bırakacağınız yemek artıkları sayesinde mahallenin bütün kedileri bayram edecektir.

Evinde 5 kedi besleyen bir travesti kediler için benim en iyi arkadaşlarım demişti. Gerçekten de kediler sanıldığının aksine nankör hayvanlar değillerdir ben onlara gururlu yaratıklar diliyorum. Asaletinden hiçbir şey kaybetmeden aramızda yaşamaya çalışan sokak kedilerinin o yumuşacık tüylerine bir kere dokunanın bir daha vazgeçebileceğini sanmıyorum. Hayvan sevgisi ile dolu bir yürek dileklerimle, Hoşcakalın.

 

Yaşamak ve ölmek

Alıp başımı gitmek isterim bazen, yelkovan kuşlarının peşi sıra, hayattan zevk almamaya başladığım zamanlar da kendi kendime sorgulamaya başlarım.

_Neden dünyaya geldim, ne için varım diye cevap bazen çok yakınımda duruyordur, bazen kaf dağının arkasında, bu dünyaya gelmemde muhakkak bir sır vardır ve o sırrı bulmak için bir hayatı feda etmek gerekir. Acısıyla, tatlısıyla geçen bir ömrün arkasından gülümseten bir hatıra bulursak zamanda, anlatır bize neden geldik bu dünyaya.

Çocukken oynadığım oyunları, arkadaşlarımı, yaptığımız masum mızıkçılıkları, peşinde koştuğumuz lastik top, değiş-tokuş yaptığımız renkli bilyeler, kovboyculuk oynamak için ağaçtan yonttuğumuz tahta parçaları, bir de kışın marangoz amcanın kapısında bizi yatıran kar kızaklarımız hepsinin dağarcığımda güzel bir yeri olmasına karşın, böyle güzel bir çocukluk geçirmeme rağmen bıkmışlık çökmüşse üstüme hatayı erken dönemde aramanın anlamı yok belki de, şimdi ne oldu da böyle kapandım içime, üzerime bir bidon su dökülmüşcesine büzüldüm köşeme, yaşlandık…

Evet beni böyle kara kara düşündüren saçımdaki beyaz, sırtımdaki kambur, elimdeki baston yorgun yılların hesabını sormak için üstüme gelen anılar.

Yaşamak ve ölmek arasında bulunan ince çizgiye geldi mi? İnsan hayatı film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor. Hatalarımız ya da doğrularımız kimseye meydan bırakmadan notunu veriyor.

Kapı komşumuz sarı Levent ağabeyin, yaşadığı aile dramı, babasından yediği meydan dayağı dün gibi geldi aklıma, üstelik kimseye zararı da olmamıştı. Fakat tutturmuştu ben sünnet olmam diye, dökülen diller, eve gelen hediyeler fikri sabit komşu oğlunu ikna etmeye yetmemişti.

Sonra bir fırtına koptu mahallede sarı Levent haykırdı mahallenin ortasında “baba ben erkek olmak istemiyorum, gelsin kökünden kessinler, bu işe yaramaz aleti ben de kurtulayım sende” diye.

O gün anlam veremediğim bu çıkışa şimdilerde cevap bulmam hiç de zor olmadı. Sarı Levent’in evden kaçtığı, izine bir daha rastlanmadığı söylenmişti ama ben görmüştüm onu Beyoğlu’nun arka sokaklarında uzattığı sarı saçlarını savurarak geziyordu Levent ağabey, yediği dayağın acısı geçmişti belli ki, yüzünde bir gülümse meydan okuyordu tüm dünyaya yanına yanaştım beni hemen tanıdı, Bak dedi “kökten kestirdim artık, erkek olmadım belki ama kadın oldum, üstelik bu civarların en güzel kadınıyım” sarı Levent kasıla kasıla yürürken, kendime bir soru daha sordum.İstediğin hayatı yaşayamadıktan sonra saçlarını beyazlatmanın ne hükmü var. O gün katılmak istedim Sarı Levent Ağabeyime beni de kurtar, ben de olmak istediğim yerde değilim. İçimde kopan fırtınaları dindir.

Al beni baştan yaz, ister kadın olayım, ister senin gibi travesti ne olduğumun önemi yok, Sarı saçlarından düşen toka olayım gerekirse çok sevdim ben seni. Ömrümün eksik yanı, kalp ağrım,ilk aşkım sarı Ağabey.

Sevgilisi erkek çıktı

Bir olimpiyat oyununda en fazla madalya alan kişi unvanını elinde bulunduran ünlü yüzücü son günlerin en çok konuşulan kişisi oldu.

Magazin basınında onunla ilgili haberlerin ardı arkası kesilmiyor, sevgilisinin yaptığı açıklama sonrası konuşmayan ünlü yüzücü, hakkında yazılanlara bakalım ne cevap verecek.

ABD’li yüzücü Michael Phelps’in sevgilisi Lianne Chandler, cinsiyeti hakkında herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı.

Kişisel Facebook sayfasında konuyla ilgili bir açıklama yapan Chandler, erkek bedeninde doğduğunu ve 20’li yaşlarında geçirdiği bir operasyon ile cinsiyet değiştirdiğini açkladı.

Genç yaşlardan itibaren testosteron engelleyici ilaçlar alan ve sonra cinsiyet değiştirmek için bir operasyon geçiren Chandler, itirafından sonra Phelps’in kendisinden ayrılmasından korktuğunu açıkladı.

Çift cinsiyetli olarak doğduğunun altını çizen 41 yaşındaki Chandler, kağıt üzerinde erkek olarak doğduğunu ama hiçbir zaman bir erkek olarak yaşamadığını belirtti. Güzel bir kadın olan Chandler yaptığı cesur açıklama ile herkesi şaşkınlığa uğratırken kadın hormonları ile doğan bir erkeğin travestiye dönüş hikayesini anlattı.

Daha önce alkollü araç kullanmaktan ceza alan ünlü yüzücü, sevgilisinin son açıklaması ile magazin basınını en çok meşgul eden sporcu ünvanını da kimseye bırakmadı.

Peki Phelpsin iyi yüzücü olmasının sırrını biliyor musunuz?

5 yaşından beri yüzen Phelps’in kolu, vücut boyu ile orantılı olması gerekirken 7 cm daha uzun bu da ona büyük bir avantaj sağlıyor.

Çocuk yaşta hiper aktiflik rahatsızlığınin tedavisi için yüzmeye yönlendirilimiş ve fiziki farklılığının yüzmede ona avantaj sağladığını fark ederek bu konuda kendini geliştirmiştir.

Pekin 2008′e, ABD’li yüzücü Mark Spitz’in Münih-1972′de 7 altın madalya alarak kırdığı rekoru da kırma amacıyla gelen Phelps, bir olimpiyatta 8 altın madalya kazanan tarihteki ilk sporcudur.

Öğretmen bir anne ve polis memuru bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Michael Phelps trans sevgilisi ile ayrılır mı, yoksa güzel bir evlilik yapar mı? Bilemiyoruz. Fakat sevgilisine yaptığı cesur açıklama sonrası teşekkür ediyoruz. Kişinin gerçek cinsiyetinin içinde hissettiği cinsiyet olduğu gerçeğini tüm dünyanın yüzüne vuran cesur kadın, günümüzde cinsiyetini saklamaya çalışan diğer translara da örnek olabilir.

 

 

Kuyruklu Yıldızın hikayesi

Avrupa Uzay Ajansı ESA nın uzaya 10 yıl önce gönderdiği, Philae taşıyıcısı uzay yolcuğunda inişe kadar büyük bir heyecanla takip edildi.   Evrenin sırlarını ortaya çıkartması bakımından önem taşıyan Philae taşıyıcı modül kuyruklu yıldızın yüzeye indiğinde sistem tarafından fotoğraf göndermeye başladı. Gönderilen fotoğrafların yanında kendi adına açılmış olan sosyal paylaşım hesabından da fotoğraf yayınlamakta ve yorum yazmaktadır. Kısa sürede yüz binlere ulaşan takipçisi ile bir anda sosyal paylaşım alanlarının fenomeni olmuştur. Yeni evi olarak adlandırdığı yıldızın 67P Churyumov Gerasmenko daki ilk resimlerini Twitter hesabından yayınlamıştır.10 yıl süren uzay macerasının ardından kuyruklu yıldıza başarılı bir iniş yapan Philae, güneş panellerinin güneşten enerji alamaması sonucu uyku moduna geçti.

Uyku modu öncesinde kuyruklu yıldızın yüzeyinde kazı yaptığı ve birçok bulguyu elde ettiği fakat bu bilgileri Dünyaya göndermeden uyku konumuna geçtiği için yüzde yüz başarının gerçekleşmediği açıklanmıştır. Fakat Philae kuyruklu yıldız görüntüleri göndermesi sonrasında ve kısa sürede bilgi göndermesi bakımından kendisinden beklenilen performansın üstünde bir başarı göstermiştir. Bu başarı bile insanlık açısından büyük bir adımdır.

Peki  kuyruklu yıldız nedir? Su, donmuş gazlar ve toz bulutundan oluşan kuyruklu yıldızlar başlıca üç kısımdan meydana gelirler: Çekirdek, baş ve kuyruk. Bunların başlarının çapı bazılarında yüzlerce kilometreyi bulur. Kuyruk denilen kısmı ise güneş tarafından ışıklandırılmış parçacıklardan oluşmuştur. Bunların en tanınmışı her 76 yılda bir görülen Halley Kuyrukluyıldızıdır.

Kuyruklu yıldızların diğer gökcisimlerinden farklı ve gizemli şekilleri aniden ortaya çıkıp bir süre sonra yok olmaları onların tarih boyunca insanlar tarafından Tanrıların habercileri olarak algılanmalarına yol açmıştır. Onların ölüm ve felaket habercileri olduklarına kuraklık sel açlık gibi büyük doğal afetlerin ve salgın hastalıkların hatta her iki dünya savaşının da o sıralarda görülen kuyruklu yıldızlardan kaynaklandığına inanılmıştır.

Milattan önce 43 yılında Sezar’ın ölümünden sonra çok parlak bir kuyruklu yıldız görüldü ve onun Roma imparatorunun göğe yükselen ruhu olduğuna inanıldı. Böylece kuyruklu yıldızlardan ünlü kişilerin ölüm haberlerini almak gibi bir boş inanç daha yerleşti.

Kuyruklu yıldızın kuyruğunun parlaklığına Güneş ışınlarının gaz bulutu ve parçacıklardan yansımaları neden olur. Aslında büyüklüklerine bağlı olarak kuyruklu yıldızlar kuyruklarından sürekli madde kaybederler. Sonunda gök taşları haline gelen kuyruklu yıldız kalıntıları dünya yakınından geçerken bize akan yıldız yağmurları olarak görünürler.

Yıldız kayarken dilek tutma geleneği olan bir millet olarak, kuyruklu yıldızların dünyaya düşme anına şahit olmuşuzdur. Bilim kurgu filmlerinin müptelası olan bir kişi olarak uzaysa hayat olduğuna inanan birçok insandan biriyim. 12 Kasım günü  Rosetta’dan ayrılan Philae’nın kuyruklu yıldıza inişini nefesimi tutarak izledim. İnsanlığın bilimde geldiği nokta gözlerimi yaşarttı. Bizler din bilimle çatışır tartışması yaparken Avrupalının uzay konusunda atağa geçmesi, uzayda su ve maden araması neden biz de  olmuyor sorusunu aklıma getirdi ve cevabımı sizlerle paylaşmak isterim; Çünkü bizler hala kendi iç çatışmalarımızdan kurtulamadık, eksik din bilgimizle tartıştığımız konular yüzünden birbirimizi öldürmeye devam ediyoruz, en önemlisi de insan olmak en büyük nimetten biz insanları cinsiyet ayrımına tabi tutarak değerlendirmeye , kadın, erkek arasında ayrım yapmaya trans bireyleri toplumdan dışlamaya onlara yakışıksız isimler takarak, travesti diyerek aşağılamaya kısacası kendi kendimizle uğraşmaya devam ediyoruz. İşte tüm bu olup bitenler yüzünden kafamızı kaldırım bilim ve ilim alanına 9 yy. İslam alimleri gibi değer katamıyoruz. İbni Sina gibi değerler yetiştiren bir İslam alemi  içinde daha çok alimler çıkacağı hatta Kutsal Kitabımız eşliğinde tüm dünyayı geçeceğimiz aşikardır. İlim Çin’de bilse olsa alıp getirmek sünnettir.